
Saniter
Gıda Çevre Bilimi ve Teknolojileri
Danışmanlık ve Mühendislik Şirketi
Basında Saniter
Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar
Doğal yollarla oluşmayan ve gen dizilimi üzerinde
değişiklikler yapılarak elde edilen yeni yapıdaki
canlılara Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar
denilmektedir.
Genetik çalışmalara yönelik araştırmalar hayvanlar
ve bitkiler üzerinde yarım yüzyıla yakın bir
zamandır devam etmektedir.
Özellikle son on yılda Dünya ve Türkiye gündeminde
ilk sırada yer alan GDO’ ların yarar ve zararları
üzerine tartışmalar, henüz yeterli düzeyde bilimsel
kanıt elde edilmediği için devam etmekte ve Ulusal
ve Uluslararası çapta GDO karşıtı kampanyalar yoğun
olarak sürdürülmektedir.
Hemen her gün genetik çalışmalara bağlı
araştırmalarda yeni bir hastalığa çözüm bulunduğu
haberlerini gündemden takip etmekteyiz. Yapılan bu
araştırmalar çok sevindirici ve ümit verici
gelişmeler olarak değerlendirilmektedir.
Benzer çalışmalar, tarım ve gıda endüstrisinde,
özellikle tarlada ki ekinlerde meydana gelen
sorunların giderilmesine yönelik olarak ta
yapılmaktadır.
Tıbbi alandaki çalışmaların aksine bitkilere ve gıda
sanayine yönelik araştırmalara şüphe ile bakılmakta
ve GDO’lu gıdalardan dolayı çıkabilecek sorunlara
karşı özellikle Avrupa birliği tedirginliğini açıkça
belli etmektedir.
Özellikle Mısır, Soya, Kanola, Pamuk gibi
bitkilerin, genetik yapıları ile oynanmış olup,
plantasyonları yoğun olarak gerçekleştirilmektedir.
Konvansiyonel tarımda da kullanılan ve haşereleri
kaçırıcı toksin üreten Bacillus thuringiens
bakterisi’nin söz konusu Bt11 geni Soya, Mısır gibi
bitkilere yerleştirilmiştir. Ayrıca bitkilerde
hastalıklara yol açan virüslere, tarlada kültür
bitkilerinin gelişimini engelleyen zararlı otlara
karşı yeni gen kombinasyonları yaratılarak bunların
patentleri çok uluslu şirketler tarafından
alınmıştır.

Yapılan bu araştırmalar sayesinde, yetiştirilen
ürünlerin çevreye adaptasyonu kolaylaşırken alınan
mahsul miktarı artmış ve soframıza kimyasal bulaşma
riski daha az olan gıdaların girmesi söz konusu
olmuştur. Pestisit ve herbisitlere olan ihtiyacın
yanında ekonomik kayıplarında azalması gündeme
gelmiştir.
Bu iyi gelişmelere rağmen niçin genetiği
değiştirilmiş gıdalar üzerine tartışmalar
yapılmaktadır?
İnsanlık tarihinin son yüzyılında genetik alanda
inanılmaz çalışmalarla birlikte yeni canlılar ortaya
çıkmış, bu buluşların getirdiği olağan üstü
faydaların yanı sıra, ekosisteme verdikleri
zararların telafisi ise imkansız olacağı kaygısı
başlamıştır.
Gerek sağlık üzerinde gerekse çevre üzerinde
etkileri henüz kesin olarak bilinemeyen GDO’ ların
bir atom bombası etkisi yaratmasından
korkulmaktadır.
Araştırmalar devam etmekle birlikte; GDO’lu
gıdaların insanlarda alerjik reaksiyonlara, zehirli
metobolik artıklarından dolayı zehirlenmelere yol
açtığı bilinmektedir.
Diğer önemli bir konu ise, genetik gıdalardan
patojen bakterilere, naturel bitki ve hayvanlara
olabilecek kontrolsüz gen transferleridir.
Bağırsaklarımızda bolca bulunan mikroorganizmalar,
örnek olarak E.coli’nin GDO’lu gıdalardan alacağı
yeni gen kombinasyonlarını kendi genetik yapılarına
aktarmaları durumuna ve antibiyotiklere karşı
dirençli hale gelmelerine bir komplo teorisi olarak
yaklaşılmaması gerekir.
Rollerin kesin olarak bilinemediği bu oyunda,
insanlığın aç kalmak ya da kendini belli olmayan bir
tehlikeye atması arasında seçim yapması
gerekecektir. Verilere göre dünya, besleyebileceği
insan nüfusunun iki katını barındırmaktadır.
İnsanların büyük bir bölümünün açlık sınırında
yaşaması, ekilebilir tarım alanlarının git gide
azalması bu sayıyı gün geçtikçe arttırmaktadır.
Bazı ülkelerin şiddetle desteklediği genetiği
değiştirilmiş gıdalara karşı, Avrupa birliğinin
genetik gıdalara bu kadar temkinli yaklaşması
kafalarımızda soru işareti oluşturmaktadır.
Avrupa’nın bu kadar dikkatle ve tereddütle
yaklaşması, Amerikanın ise bu ürünleri kullanmak ve
ihraç edebilmek için gösterdiği gayret karşısında
Türkiye nasıl bir çözüm bulmalı, tarımı ve gıda
endüstrisi içerisine girmiş bu ürünlere karşı nasıl
bir hamle yapmalıdır?
Türkiye’nin Avrupa Birliği içerisinde yer almak için
gösterdiği çabaya karşılık ihraç ettiğimiz ürünlerde
aflotoksin, naftalin, pestisit, GDO ve
benzerlerinden kaynaklanan ambargolar ile
karşılaşmamak, müzakereler süresince aramızda
doğacak sorunları önleyebilmek için Avrupa Birliği
ile senkronize çalışmamız kaçınılmaz olacaktır.
Bu nedenle GDO’lu ürünlerin girişinde temkinli
davranılmalı, her türlü kısıtlayıcı önlemle birlikte
“Biyogüvenlik Yasası” oluşturulmalı ve tüketici
eğilimleri doğrultusunda Ekolojik Tarım
desteklenmeli kanısındayız.
Tarım Bakanlığı, Üniversite ve Özel Laboratuarların
kendilerini geliştirmelerini sağlayacak kaynakları
oluşturması, GDO’lar ve PCR kullanımı konusunda
kendini yetiştirmiş teknik eleman ihtiyacını
gidermesi de Türkiye’nin geleceğe yönelik yapacağı
olumlu bir hamle olacaktır.