
Saniter
Gıda Çevre Bilimi ve Teknolojileri
Danışmanlık ve Mühendislik Şirketi
Basında Saniter
İçme ve Kullanma Suları
Ülkemizde, içme ve kullanma suları
TSE 266 ve CHT 425’de belirtilen fiziksel, kimyasal
ve mikrobiyolojik parametrelere göre
değerlendirilmektedir.
Bu standartlarda, içme ve kullanma suları ayrı
tutulmamaktadır. Her ikisi için de verilen kimyasal
ve mikrobiyolojik limitler aynıdır.
Kullanma suyundan içilmese bile, el ve yüz yıkama,
diş fırçalama, banyo yapma, temizlik gibi çok
çeşitli alanlarda yararlanılmaktadır. Bu nedenle
kullanma suyunda da TSE266’ya uygunluk aranmaktadır.
Sularda, kimyasal analizi yapılan, sağlığa zararlı
olan ve kirlenmeyi gösteren, Nitrat, Nitrit ve
Amonyak gibi maddelerdir. Azot çevriminde bu üç
madde indirgenme ve yükseltgenme ile birbirine
dönüşebilmektedir. Bu Çevrim, genellikle Amonyak-Nitrit-Nitrat
yönünde olmaktadır. Mikrobiyolojik aktivite sonucu
meydana gelen amonyak, atık suların yer altı
sularına karıştığının göstergesidir. Sularda nitrit,
amonyağın yükseltgenmesi veya nitratın indirgenmesi
ile, veya proteinli bazı organik maddelerin
biyolojik olarak bozulmasından meydana gelmektedir.
Oksijen bulunan ortamda nitrit kararlı olmayıp,
yükseltgenerek nitrat haline dönüşmektedir.
Sulardaki nitratın kaynağı volkanik kayalar, bazı
bitkiler, endüsriyel ve evrensel atık sularıdır.
TSE 266’da nitrit ve amonyak bulunmaması
gerekmektedir. Ayrıca, nitrat için, tavsiye edilen
değer 25mg/l ve maksimum değer 45 mg/l
verilmektedir.
Sertlik, klorür, sülfat gibi maddeler suyun
kalitesini gösteren parametrelerdir. Suyun
sertliğini kalsiyum ve magnezyum iyonları meydana
getirmektedir. Borularda kireç oluşumu, suyun
deterjan ile köpürme kapasitesi gibi durumlarda
etkili olmaktadır.

Sularda, mikrobiyolojik analiz neticesinde, Koliform
ve Fekal koliform grubu bakterilerin olması söz
konusu suda hastalık yapıcı (patojen) bakterilerin
bulunabileceğini göstermektedir. Kullanma amacıyla
da olsa mikrobiyal limitlerin üstünde olan suların,
uygun dezenfeksiyon işlemlerinden sonra kullanıma
verilmesi gerekmektedir.
Bilindiği gibi çevre kirliliğinin doğal etkisi
sonucunda su kaynaklarımızda kirlenmiş
bulunmaktadır. Bu nedenle suların temizlenip
içilebilir veya kullanılabilir duruma getirmek üzere
endüstriyel veya küçük ölçeklerde çözümler üreten
firmaların sayıları oldukça fazladır.
Ancak bu firmalar satmış oldukları cihazları test
etmeden temizlenecek suyun giriş ve çıkış
parametrelerini analiz ettirmeden montaj
yapmaktadırlar. Sonuçta temizlendiği kabul edilen
ama gerçekte temiz olmayan suların kullanılmasına
olanak sağlayarak sağlığımızla oynamaktadırlar.
Özellikle ULTRAVİYOLE ile dezenfekte edilecek
suların saf su niteliğinde olması gerektiği bir çok
literatürde belirtilmektedir. Çünkü suda bulunan
anyon ve katyonlar, UV ışın yolu üzerinde
perdeleyici etki göstermekte olup ışınların
aktivitesi düşmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, “içme ve
kullanma suyu” amacıyla kullanılmak istenen suların
sıvı klor veya ozonlama ile dezenfeksiyonunun
yapılması uygun olacaktır. Sudaki klor miktarının,
insan sağlığına zarar verecek düzeyde olmaması için,
0.3-0.5 mg/l’yi geçmeyecek şekilde dozaj pompasının
ayarlanması ve en az iki saat sn. ile temas edilecek
şekilde dozajlama yapılması tavsiye edilmektedir.
Dozlama esnasında klor’un suyun her tarafına
dağılabilmesi için karıştırma sağlanmalıdır. Suların
sertliğini düşürmek,nitrit, nitrat, amonyak gibi
maddeleri uzaklaştırmak için, iyon değiştirici ve
aktif kömür sistemlerinden geçirilmesi faydalı
olacaktır. Bu sistemler seçilirken, günlük
kullanılacak su miktarın ve debi göz önene
alınmalıdır.