Tüketici olarak, hepimiz kalitenin anlamını iyi
kötü bilmekle beraber, kalitenin
değerlendirilmesinde ve belirlenmesinde
zorluklarla karşılaşmaktayız. Özellikle, gıda
ürünlerinin kalite belirleme çalışması,
titizlikle üzerinde durulması gereken bir
konudur. Gıdalar, ihtiva ettikleri kimyasal
maddeler ve mikroorganizmalar tarafından toksik
madde veya enfeksiyon nedeni olarak, insan
sağlığını tehlikeye sokabilirler.
Kalite sözlükte, mükemmellik seviyesi olarak
tanımlanmaktadır. Gıda sektöründe ise,
standartlara uygun ve tüketici beğenisini
kazanan bir ürünün en düşük maliyetle meydana
getirilmesi olarak kullanılmaktadır.
Ancak kalite, “kontrol” kelimesiyle birlikte
kullanıldığında bir anlam kazanmaktadır ve bir
gıda ürününün kalitesinin belirlenmesinde,
kimyasal ve mikrobiyal kalite kontrolü ön plana
çıkmaktadır. Biz bu yazımızda, mikrobiyal kalite
kontrolü üzerinde duracağız.
Gıda mikrobiyolojisinde kalite üç şekilde ele
alınır:
1.Güvenlik: Bir gıda ürünü, patojen
bakterilerini ve onların toksinlerini
içermemelidir, çünkü gıda tüketildiğinde
hastalıklara neden olabilir.
2.Kabul edilebilir raf ömrü: Bir gıda
ürünü, mikroorganizmaları içermemelidir, gıdanın
beklenmedik kısa süre içinde bozulmasına
sebebiyet verir.
3.Tutarlılık: Bir gıda ürünü, güvenlik ve
raf ömrü açısından tutarlı olmalıdır.
Standardizasyon önemlidir. Ürün her zaman için
aynı özelliklere sahip olmalıdır. Tüketici
devamlı raf ömründe değişiklikler olan bir ürünü
kabul etmemeli, benimsemeli. Söz konusu olan,
tüketicinin sağlığıdır ve çok dikkat edilmesi
gerekli bir konudur.
Gıda endüstrisi ve gıda sektöründeki danışman
firmalar, gıdaların mikrobiyolojik kontrolünün
yapılmasında ve kalite kontrolünün
belirlenmesinde aktif rol oynayan gruplardır.
Özellikle, danışman firmalar ve otoriteler,
ayrıca tüm gıda endüstrisi, halk sağlığını
korumakla yükümlü olup, sorumluluk sahibi
olmaları gerekmektedir ve uluslar arası gıda
yasalarına bağlı kalarak çalışmaları zorunludur.
Çünkü, uğraş verdikleri konu, çok ince bir konu
olup, direkt olarak insan hayatını
etkilemektedir.
Ticari şirketler, yiyecek üreticileri olsun
perakendeciler olsun, kendi pazarlarını
oluşturup, iyi isim yapmak istiyorlarsa, kalite
kontrolüne önem vermek zorundadır.
Mikrobiyal yönden kabul edilebilir kalitede bir
yiyecekle kabul edilemez kalitede yiyeceklerin
belirlenmesi için, mikrobiyal kriterlerin
bilinmesi gerekmektedir. ICMSF (Uluslararası
Mikrobiyolojik Gıda Standartları Belirleme
Komisyonu) tarafından üç değişik kriter
tanımlanmıştır. Bunlar;
1.
Mikrobiyolojik Standart: Gıdanın
kanunlarda veya düzenlemelerinde belirtilmiş
olan standartlara uygun olması zorunluluğudur.
2.
Mikrobiyolojik Özellikler: Ticarette
başvurulan kriterlerdendir. Gıdayı satın alan
kişinin, tüketicinin ne aldığını bilmesi, ürünün
üzerinde içindekiler bilgisinin olması
gerekmektedir. Üründe kullanılan ek maddelerin
ve ürünün kendisinin mikrobiyolojik kalitesinin
belirlenmesi, analizlerinin yapılması
gerekmektedir.
3.
Mikrobiyolojik kontrol danışmanı:
Ürünün veya kullanılan prosesin, mikrobiyolojik
kabul edilebilirliğinin danışman kuruluşlar
tarafından kontrol edilmesidir. Standart ve
spesifikasyonlardan farkı, tavsiye amaçlı olması
ve resmi zorunluluk getirmemesidir.
Örneğin, “A firmasına” ürünün kalitesini
artırmaya yönelik kimyasal ve mikrobiyolojik
analiz çalışmalarını takiben danışmanlık
faaliyetlerinin Saniter firması olarak
verilmesi.
ICMSF, mikrobiyolojik kriterlere ek olarak,
aşağıda yazılan maddeleri de belirtilmiştir.
1.
Yiyecek durumu: Gıdalar, orijinlerine,
içeriklerine ve hazırlama proseslerine göre
farklılıklar gösterir. Bu da, mikrobiyal
farklılıklar göstermesi demektir ve bu
farklılıklar, değişik bozulmalara ve değişik
sağlık problemlerine neden olur.
2.
Yiyeceğin içerdiği mikroorganizmaların ve
toksinlerin durumu; Bunlar hem bozulmaya hem
de sağlık problemlerine yol açabilir. Burada
önemli olan, sorunlu gıdanın mikrobiyal
ekolojisinin anlaşılması ve ona göre çözümler
aranmasıdır.
3.
Mikroorganizmaların ve toksinlerin
belirlenmesinde kullanılan analitik metotların
detayları; Tercih edilen metotlar,
uluslararası organlar tarafından kabul
edilmelidir.
4.
Üretim boyunca gıdalardan numuneler
alınarak kontrolünün yapılması.
5.
Ürünün veya örneğin mikrobiyolojik kontrolü
yapıldıktan sonra çıkan sonucun, kabul
edilir limitlerin üzerinde olmaması gereklidir.
Bu son iki maddenin düzenli yapılmaması halinde,
büyük problemler ortaya çıkabilir.
Mikrobiyolojik nedenli problemlerin ortaya
çıkmaması için, özellikle bu noktalara önem
vermek gerekmektedir.
MİKROBİYOLOJİK KRİTER KULLANIMIYLA SAĞLANAN
KALİTE KONTROLÜ
1970’ lerde Amerika Oregon’da Amerikan hükümeti,
perakende et satıcılarına, büyük miktarlardaki
etlerin mikrobiyolojik kontrolünün yapılması
konusunda bazı zorunluluklar, bazı standartlar
getirilmiştir. Ancak, sanitasyon ve depolama
koşullarının iyileştirilmesine rağmen, etin
kalitesinde hiçbir değişiklik gözlemlenememiş.
Bir süre sonra , etlerde mikrobiyal çoğalmaya
dair bir belirti olmamasından ve testlerin
pahalı gelmesinden dolayı, üreticiler şikayet
etmeye başlamış ve bunun sonucunda, standartlar
yürürlükten kaldırılmış.
Bir başka olay ise, ilginçtir ki, İngiliz ve
İskoç üreticilerinin, mikrobiyal kirlenmeye önem
vermemelerinden dolayı, büyük sorunlarla
karşılaşmasıdır.
Daha sonrasında, mikrobiyolojik kaliteye önem
vermesiyle, sütlerin mikroplarla kirlenmesi
önlenmiştir. Bu da göstermiştir ki, mikrobiyal
açıdan ürünün kaliteli olması, üreticinin maddi
kayıplarını önlemektedir. Böylece, çiğ sütün
hijyenik olarak üretilmesiyle, bakteriyel
kirlenme en aza indirilmiştir.
Bu olayın, Oregon’ daki olayla farkı, getirilen
standartların, et üretiminde üretim aşaması için
değil, satış aşaması dikkate alınarak
hazırlanmasıdır. Üretim aşamasında bir
değişiklik olmayınca, doğal olarak kalitede de
bir değişiklik yaşanmamıştır. Standartların
geçerli olamayışı bu yüzdendir.
Bu iki olay sayesinde, mikrobiyal kalite
kontrolünün iki aşamada gerçekleşmiş olması
gereği, ortaya çıkmıştır.
Bunlar, üretim aşamasındaki kalite kontrolü ve
satış aşamasındaki mikrobiyal kalite
kontrolüdür. Bu kontrolün sağlanabilmesi için,
hem hazırlık aşamasında hem de satışa
sunulduktan sonra, ürünün laboratuar
analizlerinin yapılması gereklidir.
Sonuç olarak, en etkili kontrol yolu,
kaynaktan(hammadde) başlayarak üretim prosesi
boyunca yapılan kontroldür.
Bu kaliteyi artırıcı, ek olarak yapılan bir şey
değil, tam olarak kalitenin kendisidir.